william faulkner

eniyisipencere
nobel ödüllü büyük amerikan yazar. 1897-1962 yılları arasında yaşamıştır.

kitaplarında sıklıkla aynı mekânları kullanmış, aynı konular etrafında gözlemlerini sürdürmüş, bunları derinleştirmiştir. amerika'daki kuzey-güney çatışması ve bunun tarihsel kökleri, zenci-beyaz sorunu, hristiyanlığın yansımaları faulkner tarafından sıklıkla irdelenmiştir.

ancak faulkner anlattığı şeylerden çok bunları anlatış tarzıyla başarıya ulaşmış bir yazardır. zirveye ulaştığı bilinç akışı tekniği, son derece keskin iç gözlemleriyle faulkner, insan zihninin gerçekliğini ve işleyişini mümkün olduğunca kusursuz yansıtmıştır.

"ses ve öfke", "ağustos ışığı", "döşeğimde ölürken", "ayı", "abşalom abşalom!" gibi birbirinden önemli eserleri vardır faulkner'ın. bunların içinde ses ve öfke ve ağustos ışığı benim için şaheser niteliğindedir.

faulkner ile ilk kez üniversite yıllarımda tanıştım. o sıralar arkadaşlarım arasında bir kitabın efsanesi dönüp dolaşıyor. herkesin başlayıp sonunu getiremediği bir kitap konuşuluyor sürekli. tabii zor şeyleri sevdiğimden ben de hemen konuya müdahil oldum. kitap, faulkner'ın ses ve öfke'si. edindim kitabı, başladım okumaya lakin anlayamıyorum. daha önce de hiç böyle bir kitapla karşılaşmamışım. birinci bölümü bitiriyorum, ikinci bölüme geçeceğim ancak içim rahat etmiyor, tekrar baştan başlıyorum. bu şekilde ilk bölümü tam dört defa okudum. o sıralar internet de şimdiki gibi yaygın olmadığından mecburen kendim çözmek zorunda kaldım. ama sonuçta başardım. ve sonraki bölümler akıp gitti ve sonrasında faulkner'ın diğer kitapları... ses ve öfke'den sonra hemen hemen bir yıl süre boyunca faulkner harici hiçbir romancıyı okuyamadım. tolstoy'a başlıyorum, yavan geliyor; sartre okuyayım diyorum, sıkılıyorum. velhasıl her okuduğum şeyde uzunca bir süre faulkner'ı aradım. elbette sonra sonra normale döndü her şey ama faulkner'ın büyük etkisi her zaman okuma tecrübem içinde yerini korudu.

faulkner; okudukça, kafa patlattıkça, yapmaya çalıştığı şey anlaşıldıkça daha da büyüyen bir yazar.

ağustos ışığı'ndan çok beğendiğim bir tasvir kısmını paylaşmak istiyorum, murat belge'nin şahane çevirisiyle:

"yıpranmış ve yağsız tahtasıyla demirinin keskin ve gevrek takırtısı ve şıkırtısı yavaş ve korkunçtur: ağustos öğle sonrasının sıcak dingin çamşarapsı sessizliğinde yarım mil süren kuru miskin bir sesler dizisi. katırlar sürekli ve gevşemeyen bir hipnoz içinde yolu adımladıkları hâlde, araba hiç ilerlemiyormuş gibi görünür. orta uzaklıkta sonsuza ve sonsuza kadar askıya alınmış gibidir, öylesine göze görünmeyecek kadar azdır ilerleyişi, bir uysal kızıl yol ipliği üstünde eskimiş bir tesbih tanesi gibi. bu o kadar fazlasıyla böyledir ki, daha gözlerken yitirir onu göz, görüş ve duyu uyuşukça birbirine karışır, kaynaşırken, yolun kendisi gibi, geceyle gündüz arasındaki bütün o huzur dolu ve tekdüzeli değişikliklerle, makaraya yeniden sarılan önceden ölçülüp biçilmiş iplik gibi. öyle ki, sonunda, sanki uzaklığın bile ötesinde basit ve önemsiz bir yöreden arabanın sesi gelir gibi olur yavaş ve korkunç ve anlamsız, kendi biçiminin yarım mil ilerisinden giden bir hortlak gibi."

sevginin zamanla yerini alışkanlığa bırakması

msln22
gerçekten sevgi Bazen insanları alışkanlık haline getirir Birine çok bağlanırsınız seversiniz alışkanlık haline getirirseniz onu hep görmek istersiniz sesini duymak istersiniz, işte insanı psikolojik bir durum yaratır Onun için aşırı bir derecede kimseyi sevmemek gerekir İnsanın psikolojisini altüst eder.

para kazandıran ama etik olmayan cep telefonu uygulamaları.

atyaka99
Bazı para kazandıran telefon uygulamalarında size görevler veriyor ve bu görevleri yapmanız isteniyor. Bazen reklama tıklayarak ekran görüntüsü istiyor. Bazen de google haritalarda yer alan bir firmaya sanki siz ordan ürün veya hizmet almışsınız gibi 5 yıldız verip yorum yapmanızı istiyor. Bir haftada 9-10 lira gibi kazandım. (zorlasanız daha da artar uğraşmadım) 5 lira olunca çekebiliyorsunuz. Ama etik değil Google haritalardaki yorumlara bakarak ürün ve hizmet seçen kişileri yanıltıyoruz. Sildim uygulamayı zar zor yaptığım yorumları bulup sildim çok zor oldu. Ama iyi yaptım dimi.

sitede kurallar daha net belirtilmeli

epelek
karşıma bu başlık çıktığı için bu başlığa yazmak istedim. daha önce sözlük kullanmış, halen gerektiğinde yazabildiğim bir üyeliğim olduğu sözlükteki gibi yazıp çizdim ben burada. niyetim para kazanmak olsa da sitenin geleceğini düşünerek bilgi katmak da benim için öncelik. bu anlamda sadece akıllı bakınızla yönlendirme yaptığım tek kelimelik açtığım başlıklar silinmiş. tamam para kazanmayım ama silmek neyin nesi? ben zaten onu yan bilgi olarak veriyorum orada para kazanmaktan ziyade bilgi zenginliği.

açıkcası gereksiz bir uygulama, o kadar gerekli uygulama halen uygulanmayı beklerken çok yersiz buldum.

anne baba şakalarının saçmalıkları.

atyaka99
Çocuğu yaşı küçükken ana okuluna vermek. İkinci sene tekrar ana okuluna gideceği zaman sen sınıfta kaldın demek.
Sen evlatlıksın demeleri
Seni cami avlusunda bulduk demeleri veya çingenelerden aldık demeleri ( Sonra roman havası oynayamayınca neden dedim neden oynayamıyorum)
Ölen köpek için o daha iyi bir yere gitti demeleri çocuklara travma yaşatıp ileride psikiyatrislerin bilinç altımızda kazı yapmasına sebeptir bu böyle biline...

çocukların gün içinde çizgi film izlemesi için saat belirlemek

atyaka99
Valla yapmayın ben yıllarca acısını çektim. Saatleri onun belirlemesini sağlayın. Kendisine bir zaman planlaması oluştursun ve onun dışına çıkmasın sonra kendi her şeyi sizden bekler. Artı çizgi filmi ödül ve ceza olarak kullanmayın. Onun çizgi film izlemek hakkı olduğunu ancak olağan üstü durumlarda bunun ertelenebileceğini anlatın. Hakkına tecavüz ederek cezalandırsanız o da ilerde bu şekilde insanların hak ve hürriyetlerinde tasarruf etmekte bir sakınca görmez. Ya bir çizgi filmden nereye geldin evet geldim konu çizgi film ama sadece nazçizhane bir öneri siz kitap okursanız çocukta kitap okur. Çocuklar kendilerine söyenenleri yapmak istemez veya kendisine çocuk olduğu için üstünlük kurduğunuzu ve en yakın zamanda büyüyerek sizin gibi yapmama özgürlüğüne kavuşmayı hayal ederler. Oysa ki kitaplar ne kadar güzel.

zamanın kısıtlı olması

okyanus
Bu kavrama kesinlikle katılmıyorum. Zaman herkes için ve her olay izin eşit olarak ilerler akar bizim önceliklerimiz değişkenlik gösterir. Örnek olarak günde 9 saat uyuyup 2 saatlik bir film izlemeye vaktimiz olur ama birinin 5 dakıkalık işi için zamanım yok deriz. Bu bizim önceliklerimizle alakalı bir durumdur. 1 saaat daha az uyuyarak bütün probleminizi çözebiliriz ama bunu asla yapmayız.

lüzumsuz adam

eniyisipencere
ilk baskısını 1948 yılında yapmış çok hoş bir sait faik abasıyanık kitabı, aynı zamanda bu kitabın içinde bir öykü.

kitabın içinde on dört güzel öykü var. isimleri şöyle: "lüzumsuz adam", "ben ne yapayım?", "birahanedeki adam", "mürüvvet", "ip meselesi", "menekşeli vadi", "bizim köy bir balıkçı köyüdür", "kaçamak, papağan, kara biber", bacakları olsaydı", "ayten", papaz efendi", "bir külhanbey hikâyesi", "kameriyeli mezar", "hayvanca gülen adam".

sait faik; sokağı, doğayı, hayatı olanca yalınlığıyla anlatmaya devam ediyor lüzumsuz adam'da. aslında bütün kitabın özeti, "birahanedeki adam"daki şu paragraf olabilir:

"ben hikâyeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. o hâlde bu adamın hikâyesi ne olabilir? sakın benden büyük vak'alar beklemeyin, nolur?"

lüzumsuz adam, bir çırpıda okunabilecek kadar hem sade hem güzel bir kitap. mutlaka okuyunuz.

not: bende 1954 baskısı var, ikinci baskı. kütüphanemin en değerli kitaplarından biri.

bir gün umudunuz kırılırsa yapacaklarınız

eniyisipencere
kendimi sanırım tümden kitaplara ve doğaya veririm. çünkü onların muhtemel hayal ve umut kırıklıklarında hiçbir kabahati yok.

gerçi düşünüyorum da zaten çoğumuzun ilk gençlik yıllarında hayata dair çoğu umudu kırılıyor. hayattan neler neler bekliyorduk, neler bulduk karşımızda... bu kadar kırıklığın içinde sanırım yaptığımız şey yine umut etmek. insan umuttan neredeyse hiçbir koşulda vazgeçemiyor. şuna inanıyorum ki intihar eden insanın içinde bile umudun kırıntılarını bulmak mümkün.

açık sözlü olmak

cagatay
en iyisidir açık sözlü olmak bazen etrafınızda ki insanlar sizden uzaklaşır hepsi değil bazıları bırakın uzaklaşsınlar atamlarımızdan da bildiğimiz gibi doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar ama yapacak bişey yok biz buyuz

detoks suları

atyaka99
Suyun içine bir sürü bitki atıp ondan sonra metobolizmamı hızlandırıyorum diyorlar. Git spor yap asıl detoks o aslında. Doğal bitkilerden limonla balla karıştırıp ondan sonra içiyoruz. Sigara da doğal tütün bitki, kağıdı odun ama vücüda yakarak girince zehir oluyor. Bence her şeyi detokslamamak lazım ITP rahatsızlığınız var mı yok mu bilmiyorum ama trombositlerimizi öldürüyorsak iş kötü anlmalandıramadığınız bir çürük oluşursa bence doktora gidin. Her detoks yapana aynı etkiyi yapmıyor. Greyfurtla ilaç almak ölümcül olabiliyor. Kajuda siyanür var. Badem deseniz öyle.

çıtır patates

atyaka99
Yazılımla uğraştığını söyleyen güzel kardeşim yorum yapmak zorunda değilsin. Etik olmayan telefon uygulamalarından serzenişte bulunduğum zaman herkes hak verirken özelden uygulamanın ismini isteyebilecek kadar pişkin kardeşim. Ne yapmak istiyorsun anlamıyorum ama lütfen uzak dur benden. Belli ki yaşın henüz terbiyenin oturmasına yetecek kadar büyük değil bu sebeple seninle beyinlerimiz savaşsın isterdim ama sen silahsız olunca orantısız güç kullanmak istemiyorum. Bu sebeple rica ediyorum lütfen neden insan kendisine kötü söz ve düşünceler beslenmesini ister hala anlayamıyorum.